• Bizi Takip Edin
  • Follow Us
Türkiye’nin dünyada en iyi tanınan yönetim danışmanlık şirketiYaşam kalitesi, yönetim kalitesi ile artar Globally recognized Turkish management consulting firmImproving quality of management improves quality of life

Eşitlik ekonomik gelişmişlik için önemli

Dr. Yılmaz Argüden, Kadın-Erkek Eşitliği Gong Töreni’nde Borsa İstanbul’un sorularını yanıtladı.

Herkes için Sürdürülebilir Enerji

Enerji Yönetimi ve Politikaları Çalıştayı II

İş’te Gündem CNNTurk

ARGE Danışmanlık yönetim kurulu başkanı Dr.Yılmaz Argüden’in İş’te Gündem programında, Merva Ulusoy ile söyleşisi.

“Yönetim kalitesinde çıtayı yükseltti”

tara0001_4

tara0002_3

“ARGE Danışmanlık 15. yılını kutladı.”

Türk Şirketinin Avrupa Başarısı

Avrupa Birliği’nden tarih almaya çalıştığımız bu günlerde, küçük bir Türk şirketi, Avrupa’nın dev şirketlerini geride bırakarak, “Geleceği şekillendirmek” konulu yarışmada Avrupa’da ilk üçe girdi.

ARGE Danışmanlık Şirketi, sivil toplum kuruluşlarını geliştirme konusundaki çalışmaları ile “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” alanında finale kalan üç şirketten biri oldu. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’nun desteğinde kurulan Generation Europe organizasyonunun bu yıl yaptığı yarışmada büyük ödülü alacak kuruluş, 2 Aralık’ta Brüksel’de belirlenecek ve ödül Avrupa Parlamentosu’nda verilecek.

Konu ile ilgili bir basın toplantısı düzenleyen ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, bu başarım sadece ARGE için değil, Türkiye için de bir onur olduğunu söyleyerek, “Kaliteli çalışmalar uluslararası camiada tanınıyor ve hak ettiği takdiri kazanabiliyor. Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla Avrupa’da ilk üçe girmemiz bu gerçeği bir kez daha kanıtlamış oldu” dedi. Kurumları geleceğe hazırlama misyonu üstlenmiş olan ARGE Danışmanlık, arzu eden şirketlere iş mükemmelliği, strateji ve kurumsallaşma konularında hizmet veriyor.

Türkiye
21.11.2002

ARGE Danışmanlık “Küresel İlkeler Sözleşmesi” Toplantısına Katılan İlk Türk Şirketi

Dünyada yüzlerce şirket ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan “Küresel İlkeler Sözleşmesi”’ni imzalayan ilk Türk şirketi ARGE Danışmanlık oldu.

22 Eylül 2005- Türkiye’de yönetim kalitesini ve sivil toplum kuruluşlarını geliştirme konusundaki öncü çalışmalarıyla tanınan ARGE Danışmanlık, 2002 yılında Avrupa Parlamentosu’ndaki Gençlik Zirvesinde kurumsal sosyal sorumluluk konusunda Avrupa’ya örnek en iyi üç şirket arasında değerlendirilmişti. ARGE Danışmanlık, Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan “Sorumlu Girişimcilik” (Responsible Entrepreneurship) kitabında da yer alan tek Türk şirketi oldu. ARGE’nin, kurumsal sosyal sorumluluk konusundaki çalışmaları birçok üniversitede vaka çalışması olarak işleniyor (Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan çalışma European Case Clearing House tarafından dünya üniversitelerine sunuluyor.)

Türkiye’de en iyi tanınan yönetim danışmanlığı firmaları arasında yer alan ARGE Danışmanlık, şirket politikası olarak çalışanlarının haftada bir günlerini gönüllü olarak topluma yararlı faaliyetlere ayırmalarını teşvik ediyor. ARGE çalışanlarının KalDer’in Ulusal Kalite Hareketi’ni başlatmasına ve Sivil Toplum Örgütleri için ayrı bir ödül kategorisi oluşturmasına, Boğaziçi Üniversitesi’nin STK Yönetici Eğitim Sertifika Programı oluşturmasına ve Özel Sektör Gönüllüler Derneği’nin toplumda gönüllüğü teşvik edecek çalışmalarına katkıları oldu. TESEV’in kurumsal sosyal sorumluluk konusundaki çalışmalarına da katkıda bulunan ARGE Danışmanlık’ın, bu konuda yayınladığı bir de kitap var.

Kurumları geleceğe hazırlama misyonuyla çalışan ARGE Danışmanlık, strateji, iş mükemmelliği ve kurumsallaşma konularında hizmet veriyor ve Balanced Scorecard, Değer Yönetimi, İtibar Yönetimi, Değişim Yönetimi, Entelektüel Sermaye gibi öncü yönetim kavramlarının ülkemizde uygulanmasına destek veriyor.

1999 yılı Dünya Ekonomik Forumu’nda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın girişimiyle başlatılan “Küresel İlkeler Sözleşmesi” dünyada yüzlerce şirket ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalandı. Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact) yasal yaptırımı olmayan gönüllü bir uygulama. Uygulama, insan hakları, çalışan hakları, çevre ve yolsuzluk gibi konular çerçevesinde 10 temel prensip etrafında şekillenen bir yol haritasıdır. Bu sözleşmeye katılım şirketlere bir çok kazanç sağlıyor:

– Sürdürülebilir büyüme, kurumsal sosyal sorumluluk gibi konularda öncü bir konum kazanmak,
– Kritik durumlarda risk yönetimi için yol gösterici bir dizi ilkeye sahip olmak,
– Birleşmiş Milletlerin küresel hedeflerine katılarak hükümet, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlerin birleşmesiyle toplumsal sorunlara çözüm üretebilmek,
– Kurumsal marka değerini yükseltmek,
– Çalışanların verimliliğini ve motivasyonunu artırmak,
– Küresel işbirliklerine kolay uyum sağlamak,
– Özel fonlara ulaşarak daha ucuz fonlama maliyetlerine ulaşabilmek.

BT İnsan

“Balanced Scorecard Türkiye’de”

Renaissance Worldwide – ARGE işbirliği ile yeni bir yönetim sistemi olan “Balanced Scorecard” Türkiye’ye taşınıyor. Son beş yılda başarılı şirketler tarafından en çok kullanılan Balanced Scorecard yaygın strateji uygulama metodolojisi sunuyor.

Kariyer Dünyası
10.01.1999

Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma

Dünyadaki KİT harici tüm şirketlerin yüzde 65-85’i aile şirketi. Ancak bu tip şirketlerde belli sorunlar yaşanıyor ve aile şirketlerinin yüzde 50’si üçüncü kuşağa geçemiyor. ARGE Danışmanlık, bu sorunların sistematik ve bilinçli bir şekilde ele alınıp çözülmesinde şirketleri yönlendiriyor.

Dünyadaki KİT harici tüm şirketlerin yüzde 65-85’i aile şirketi. Fortune 500 içinde yer alan şirketlerin yüzde 40’ından fazlasının aile şirketi olduğu biliniyor. Aile şirketleri dünyada en yaygın şirket tipi. Fakat bazı aile şirketleri kuşaklar boyu başarılı olup varlıklarını sürdürebilirken, bazıları kısa sürede dağılarak yok olup gidiyor.

Başarılı ve süreklilik sağlayan bir aile şirketi, geleceği önceden gören ve ilerde oluşabilecek olayları gerçekleştirmeden, izleyeceği stratejiyi planlayan ve kurumsal yapıyı oluşturan şirket olarak tanımlanıyor.

ARGE Danışmanlık, aile şirketlerine sürekliliklerini sağlayacak stratejileri belirlemee ve kurumsal yapıyı oluşturmakta yol gösteriyor. Aile şirketleri için hem iş hem aile boyutunda tehlike sinyalleri değişimin gerekliliğini gösteriyor; iş boyutunda rekabette başarılı olunan alanlarda yaşanan gerilemeler; pazar payı, kalite ve müşteri memnuniyetinde negatif gelişmeler, satışlar sabit kalır ya da artarken karların düşmesi, kronik olarak yaşanan nakit akış problemleri, çalışan sirkülasyonun yükselmesi, çalışanlar arasında moralsizlik ve gergin ortam. Aile boyutunda problemlerin varlığı ve işi etkilediğinin gözardı edilmesi, aile bireylerinde stresde bağlı ülser, birden fazla boşanma ve yeniden evlenmeler, ilişkileri canlı tutmak için paranın kullanılması zaman zaman karşılaşılan durumlardandır. Başarılı ve süreklilik sağlayan bir aile şirketi, geleceği önceden gören ve ilerde oluşabilecek olayları gerçekleşmeden, izleyeceği stratejiyi planlayan ve kurumsal yapıyı oluşturan şirkettir.

ARGE, aile şirketlerinin yaşadıkları sorunları genel hatları ile üç boyutta inceliyor; şirket yönetimi (başlangıç, büyüme, olgunlaşma), aile içi ilişkiler (patron şirketi, kardeşler ortaklığı, kuzenler konsorsiyumu) ve ortaklık/kontrol yapısı (girişimci, iş adamı/kadını, birlikte çalışma, devir teslim) Her aile şirketi aile, iş ve ortaklık ekseninin farklı kesişim noktası üzerinde bulunmakta olup, zaman içerisinde bu kesişim noktasından bir diğerine hareket etmekte Her konumun kendine has cevap bekleyen soruları bulunuyor. Her konumda gündeme gelen soruları cevaplamadan aile şirketlerinin büyümesi, başarılarını devam ettirmeleri çok zor ve hatta imkansız olarak görülüyor. Aile bireyleri arasındaki iletişimin güçlenmesi ve problem çözme yeteneği, aile şirketleri için çok büyük bir avantaj sağlar. Sorunları aşmanın bir başka yöntemi de, aile şirketinin potansiyel problemleri önleyecek politika ve stratejileri bugünden oluşturmaktadır. Başarılı aile şirketlerinin bu ortak ve en belirgin özelliğini oldukça başarılı bir aile şirketi liderinin söylediği şu söz özetleyebilir; “Görünen şu ki başarısız aile şirketleri problem ve uyuşmazlıklardan kaçınıyorlar. Aileler kafalarını kuma gömüp problemlerden kaçmakla ne yazık ki çok zevkli bir şekilde öğrenecekleri pek çok şeyi hep beraber kaçırıyorlar.”

ARGE bu soruların sistematik ve bilinçli bir şekilde ele alınıp çözülmesinde ve şirketlerin “iyi yönetilen” ve “geleceğini garantilemiş” şirketler olarak konumlanmalarında, bu sayede ailenin birliği ve bütünlüğü olumsuz yönde etkiliyebilecek bir çok sorunun da ortadan kaldırılmasında, şirketleri yönlendiriyor.

Milliyet İş Yaşamı ve İnsan Kaynakları
26.03.2000

Küreselleşme Danışmanlık Firmalarına İlgiyi Arttırdı

Türkiye’deki şirketler en fazla teknolojik gelişme, ekonomik değişim, ve küreselleşme nedenleriyle danışmanlık firmalarına başvuruyor. Türkiye’de hizmet veren yerli ve uluslararası 21 danışmanlık firmasında çalışan uzman ve üst düzey yöneticilerle yapılan anket sonucu ülkemizde sektörün en yoğun insan kaynakları yönetimi, genel yönetim danışmanlığı ve eğitim konularında hizmet verdiği ortaya çıktı. Dünyadaki uygulamalarda sık rastlanılan yıllık sabit ücret yönetiminin ülkemizde kullanılma oranının düşük olduğu görülürken sektör çalışanları ankette Türkiye’de ilk akla gelen 3 firmayı sırasıyla Arthur Anderson (Earnst and Young ile birleşti), Mc Kinsey ve ARGE olarak sıraladılar.

Dünya Gazetesi- 29. 10. 2002

Şirketler, Yönetim Danışmanlarının Kapısında

Yönetim Danışmanları Derneği Başkanı Murat Yalnızoğlu, düşük enflasyon düzenine uyma konusunda şirketlerde şaşkınlık yaşandığını belirtiyor ve “Bu yeni düzene uyamayanlar hızla konsolide olacaklardır” diyor. Yalnızoğlu, “Annem bile soruyor repoda 3 kuruşumuz vardı şimdi ne yapacağız? Şirketlerde de benzer bir şaşkınlık var. Zaman kısa. Yeni stratejiler gerekiyor. Satmak için kalite ve müşteriye çeşit sunmak lazım. Ülkenin farklı yerlerinde farklı promosyonlar hazırlamak gerekir. Satış yönteminizi sürekli değiştirmeniz ve reklam yapmanız lazım. Ürünlerinize bir takım hizmetleri katıp, bunları farklılaştırmanız gerekiyor” şeklinde konuşuyor.

YENİ DÜZENE UYMAYANLAR AYAKTA KALMAYACAK

Özel sektörün, düşük enflasyon düzenine uyum göstermede ne gibi zorluklar yaşadığını ve kendilerine başvuran firmalara hangi önerileri yaptıklarını Yönetim Danışmanları Derneği Başkanı ve ARGE Danışmnalık şirketinin ortaklarından Murat Yalnızoğlu ile konuştuk.

– Sizlere kimler geliyor?
– Bize çok farklı sektörlerden bankacılıktan tutun üretime, kamu uluslararası şirketlere, borsaya kota şirketlerden aile şirketlerine kadar Türkiye’de faaliyet gösteren belli büyüklüğün üzerindeki kuruluşlar geliyor. Ciro itibariyle üretim şirketiyse, yaklaşık yıllık cirosu 35-40 milyon dolar ve üstünde olanlar ile hizmet sektöründe, bu rakamın yarısı ve üçte biri büyüklükte cirosu olan lşirketler başvuruyor.

– Ne gibi hizmetler veriyorsunuz?
– Şirketin yapısına göre oldukça değişmesine karşılık, özellikle bu günlerde en gözde hizmet alanımız strateji. Strateji, bir şirketin rakiplerinden kendisini nasıl ayrıştıracağına, hatta rakiplerini nasıl yeneeceğine, çevredeki değişen şartlara nasıl ayak uyduracağına ve bir master planı yapmaya dayanıyor. “Hangi müşterilere hangi ürünleri sunacağım. Bunları en iyi şekilde sunmak içinde mutfağımda yapacağım veya yapmayacağıma” karar vermek anlamını içeriyor.

– Şirketler, son zamanlarda en çok hangi konularda danışmanlık istiyorlar?
– Türkiye’de son 2-3 yıldır önemli bir değişim var. Hele bu sene de enflasyonun düşmesi, bütün şirketler ve tüketiciler için çok yeni bir hadise. Çünkü, 20-25 yıldır Türkiye, hiperenflasyonda yaşıyordu. Şirketler, bütün düzenlerini enflasyonist düzenine göre kurmuşlardı. Şimdi, bu enflasyonist düzeni, şirketlerin altından çektiğiniz zaman oldukça büyük bir boşluk yaratıyorsunuz. Enflasyondan çıkma düzeni başladı. İSO’nun 500 büyük firmanın yüzde 80’nin üzerindeki gelirleri, faaliyet dışı gelirlerden oluşyordu. Bu yeni durumda, şirketlerin ekmek kapısı kapanıyor. Bundan sonra ne yapacaklar? Durgunluğu nasıl aşacaklar? Krize girecekler mi? Işte bu kaygılar ve korkular onları yeni vizyon arayışlarına itiyor.

– “Eyvah bundan sonra ne yapacağız?” diye gelen var mı?
– Var. Eyvah diye gelmeselerde bir şaşkınlık yaşanıyor.Birdenbire şu ortaya çıktı. O kadar şeyi, kısa zamanda değiştirmek , iyileştirmek gerekiyır ki, hangisinden başlamalı? Hadi, “ben maliyetlerimi iyi bileyim” diye başlasanız 6 ay sürecek bu iş. “Yeni ürün geliştirme sürecimi iyileştireyim, müşterimi tanıyayım” diye bakarsanız, bir 6 ay da o sürecek. Herkes biliyor ki, o kadar da fazla vakit yok aslında. Be ne yapacağımda detaylı konulara gittiğiniz zaman öncelikli konuların ne olması lazım, hepsini birden gerçekleştirmezsiniz. Onun için biz bu düğümü nerden çözmeye başlayalım? Diye bakmanız lazım.

– Düşük enflasyon düzeni, şirketlerin yapılarını nasıl etkileyecek?
– Yeni ortama uymak demek, ço9k daha sağlıklı bir yapı demek. Maliyetini bile, karlılığını bile, müşterisini iyi tanıyan, ürünü kaliteli olan, satış teşkilatı kaliteli olan pozitif şeyler. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada rekabet etmek için bunlar gerekli. Onun için bazı şirketler hızlık, bazıları yavaş bu yolda ilerleyip, kendilerini yeniden yapılandıracaklar.

Finansal Forum
28.01.2000

‘Yeni Elazığ’ Planı Hazır

Rantın en yüksek olduğu yere park yapılacak.

İdarecilerden en çok duymak istediğim cümle, Elazığ Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz’dan geliyor: “Metrekaresi 3 bin, 5 bin lira olan, rantın en yüksek olduğu yerleri ağaçlandırıyorum.”

Bu sözler, kente erişimin zor olduğu, gözden uzak yerlerde yeşil alan üretmenin pek de marifet olmadığını vurgulamış oluyor.

“Gelecek İçin Herkesin Bir Görevi Var” sloganı etrafında, 19-20 Eylül’de Elazığ’da düzenlenen “Elazığ Kalkınma Kurultayı” çalıştayından sonra ortaya çıkan, eylem ve izleme planı 22 Kasım’da İstanbul’da basına tanıtıldı.

Toplantıda kalkınma yaklaşımı; çevre, insan kaynağı ve ekonomi başlıkları ile birlikte ele alındı.

Raporu; 29 Kasım’da Elazığ’da düzenlenecek kurultay öncesi ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden başkanlığında, Burak Erşahin ve ekibi detaylandırdı.

BİR DOSYA 17 BAKANA GİTTİ

Kente kalkınmayı getirme potansiyeli olan 14 sektör incelendi. Bunların arasından yeraltı kaynakları, su ürünleri ve turizm odak sektörler olarak seçildi. Odak sektörler, çevre duyarlılığı gerektirdiği için de sorularımızın muhatabı büyük ölçüde Yanılmaz ile Elazığ Valisi Ömer Faruk Koçak oluyor.

Yanılmaz, doğaya saygısını anlatırken göreve geldiğinde, kanser olan 750 yıllık bir çınar ağacını İstanbul’dan gelen özel bir ekibe tedavi ettirmesini örnek olarak gösteriyor.

Devasa parklar ve meydanlar inşa edeceklerini söyleyen Yanılmaz, “Şehrin içindeki Orman, DSİ ve Karayolları Bölge Müdürlükleri bulundukları yerden kalkıyor. Belediyemize verilen bu yerleri, botanik park yapacağız. Aynı zamanda Cip Barajı Mesire Alanı’nı da 1 Ocak’ta devralıyoruz” diyor.

Yapılması planlanan Harput Vadi Parkı’nın kente 1 milyon metrekarenin üzerinde yeşil alan kazandıracağını vurgulayan Yanılmaz’a, sizin de hemen aklınıza gelebileceği gibi “Ankara’nın yetkisinde olan imar kararları karşısında, bu hedeflerine sadık kalıp kalamayacaklarını” soruyorum.

Has Parti Genel Başkanlığı’ndan ayrılan Numan Kurtulmuş ile birlikte AK Parti’ye geçen siyasi kadrolar arasında yer alan Yanılmaz, 30 Mart seçimlerinde belediye başkanlığını kazanmıştı. O tarihten beri kentsel dönüşüm ve yeni yeşil alan projeleri ile ilgili olarak karşısına çıkan bürokratik zinciri “Koltuğumun altına aldığım dosyaları tam 17 bakana götürdüm” cümlesiyle ifade ediyor.

“Gecikmiş hizmet hizmet değildir. Türkiye’nin şartlarına bağlı olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerekiyor” diyor…

‘YENİ ELAZIĞ’ PLANI HAZIR

İstanbul’daki toplantıya, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO), Elazığ STK Platformu ve Fırat Kalkınma Ajansı’nın yanı sıra kültür, turizm ve arkeoloji alanlarında çalışmalar yapan kurumların temsilcileri de katılmışlardı. Vali Koçak’ın, kentin bütün güçlerinin senkronize çalışmasının önemine değinmesi, kalkınma planında benimsenen “iyi yönetişim” ilkesinin ilk kuralını hatırlatıyor.

Planın öngördüğü ölçülebilirlik, şeffaflık ve hesap verilebilirlik kriterlerine bağlılıklarını vurgulayan Koçak, “Kalkınmanın şehirde yaşayan herkesi kapsamasına önem verdik. Bu çalışma yapılırken, ortaöğrenim öğrencisi de, ev kadını da çalıştayımıza katıldı” diyor.

Rakamlarla 2023-2040-2050 ve 2071 hedeflerini ortaya koyan “Yeni Elazığ” kalkınma modeli, izlenen metodoloji açısından Türkiye’ye örnek olabilir. Bu açıdan da önemsediğim tanıtım toplantısında, ETSO Başkanı Ali Şekerdağ’ın şu sorusu dikkat çekiyor: “2001, 2006 ve 2009 yıllarında da bu kurultayları yaptık ama Elazığ hak ettiği biçimde bunlardan faydalandı mı?”

Koçak’ın, “Yatırımcı dostu bir kent olacağız” sözü taahhüt olarak görülebilir.

“Elazığ vişnesi” olarak anılan mermerini Beyaz Saray’a kadar ihraç eden, Türkiye’de kayısı ve alabalık üretiminde ilk sırada olan ve Harput gibi Anadolu’nun orta yerindeki bir bölgede konumlanan Elazığ’ın, yalnızca toplam ihracatının 500 milyon dolar bandında takılı kalması bile, atılacak adımların hızlı ve büyük olmasını zorunlu kılıyor.

Toplantıda dile getirilen “Diyarbakır Amed adını istiyorsa, biz de El-Aziz ismimize dönelim” önerisi de, kalkınmanın yerel kimlikle birlikte yorumlanması gereğini ortaya koyuyor.

Serpil Yılmaz,
Haber Türk, 25.11.2014

Verimsizlik Daha Kötü

“İki şişe süt çalanla,  ikisini birden sokağa döken arasında ne fark var?” KalDer Başkanı Argüden yolsuzluk ve verimsizliği bu örnekle anlatarak “Kamu yöneticileri gerçeğin yeni farkına vardı” dedi.

Tasarrufun öncelikle kamu kuruluşlarında yapılmasını öngören yeni ekonomik program,  yıllardır özel sektörde kalite ödülleri veren Kalite Derneği (KalDer)’in bu yılki misyonu ile ilginç bir biçimde örtüştü.   Bu yıl ilk kez 9-10 Mayıs tarihlerindeki sempozyumda kamu kuruluşları arasında kaliteyi değerlendirecek olan KalDer’in Başkanı Yılmaz Argüden,  Türkiye’de yolsuzluklar kadar önemli olan bir diğer sorunun verimsizlik olduğunu söyledi.   “Yolsuzluk önemli,  çünkü benim hakkımı siz alıyorsunuz.   Ve bu durum adalet duygusunu bozuyor.   Ama verimsizliğe baktığınız zaman sizin ve benim hakkım olan şeyi topluyoruz ve çöpe atıyoruz.   Dolayısıyla hiç kimseye fayda getirmiyor” diyen Argüden,  şu örneği verdi: “İki bardak süt düşünün.   Yolsuzluk bu sütlerin ikisinide hak etmediği halde bir kişinin içmesidir. Verimsizlik ise iki bardağında çöpe dökülmesidir.”

Kronik Kriz

Argüden, toplum olarak ana sorunun verimsizlik olduğunu vurgulayarak şöyle diyor:””Kamuda da ağırlıklı olarak verimsizlik var.   Sanıyoruz ki bir insana devlette iş verdiğimiz zaman onu işsizlikten kurtaracağız.   Aslında gelirsizlikten kurtarıyoruz,  işsizlikten değil.   Çünkü gerçekte öyle bir iş yok.   Boşu boşuna oturuyorsa verimsizliği alışkanlık haline getiriyoruz.   Esas hedef insanlara pozisyon açmak değil iş sahası açmaktır.   Bence kamunun esas krizi,  verimlilik üzerine odaklanmamış olması.  Üretmek üzerine değil bölüştürmek üzerine odaklanmış.   Halbuki büyütmediğimiz bir şeyi bölüştürmeye çalışarak bir süre sonra gelip duvara çarpıyoruz.”

Kamu kesiminde kronik bir kriz olduğunu söyleyen Argüden şöyle devam ediyor:

“Bu,  yönetim krizidir.  Bence yöneticiler değil, sistem kötü.  Sistemde hesap verebilirlik kriterleri,  şeffaflık kriterleri yok.  Biz her konuda dünya standartlarını benimsemeliyiz.  Kamuda aslında toplam kaliteyi uygulamaya başlayanlar var.  Ama ödüle başvurmak uzun bir süreç olduğu için şimdilik dört kuruluş başvurdu.  Bizim yaptırım gücümüz yok,  sadece motive edebiliriz.   Bir iş yapıyorsanız hesap verebilir olacaksınız, verimli olacaksınız.  Bu sadece kamu için değil herkes için geçerli.”

Bu yıl kamuda ödül verilmesinden sonra gelecek yıldan itibaren daha geniş bir katılım beklediklerini belirten Argüden, “Kamu kaliteden ne anlıyor, özel sektör ne anlıyor?” sorusuna da şu cevabı veriyor: “Kalite,  hizmet verdiğin insanları daha fazla tatmin etme çabasıdır.  Ancak burada fark şu; kamuda,  çıktılar değil girdiler ölçülür. O girdileri ne kadar verimli kullandığınızla ilgili bir performans göstergesi yok.  Bir pasaport dairesini incelersek,  ne bekler vatandaş? Fiyatının ucuz olmasını,  kuyrukta çok beklenmemesini.  Kaliteyi vatandaşın da talep etmesi gerekir.  Kamuda da özel sektörde de sadece bilançoya bakarak şirket idare etmenin yeterli olmadığı,  müşteriyi ve çalışanı sürekli dinleme gerekliliği ortaya çıkıyor.”

Sabah Gazetesi

Yapı Kredi’de Yönetimi Argüden Belirleyecek

BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) ile Çukurova Grubu arasında 31 Ocak’ta imzalanan protokol gereği, Yapı Kredi Bankası’nın yönetim kurulu üyeleri danışmanlık firmasının belirlediği aday listesinde seçilecek. Bu iş için uluslararası danışmanlık firması Ray and Berndtson Yönetim Danışmanlığı firması ve konsorsiyum ortağı olarak ARGE Danışmanlık görevlendirildi. Uzun yıllar Kalder Başkanlığı yapmış olan Yılmaz Argüden’in Murat Yalnızoğlu ile ortak olduğu ARGE Danışmanlık, bankanın yeni yönetiminin belirlenmesinde aktif rol alacak.

Hürriyet
18.03. 2003

“Reçete Yazmıyoruz Uygulamaya Bakıyoruz”

Yönetim danışmanlığı sektörünün yeni ekonomiye bağlantılı olarak tamamen çehre değiştirdiğini belirten ARGE Danışmanlık’ın patronu Murat Yalnızoğlu, danışmanların eskiden akıl sattığını, ancak artık aklın herkeste olduğunu söyledi.  Yalnızoğlu ile danışmanların değişen yüzü üzerine söyleştik.

Ekonomi çehre değiştirdi.  İş süreçleri de değişti. Size çözüm için başvuran şirketlere nasıl bir reçete yazıyorsunuz?

Danışmanlık sektörü büyük bir yeniden yapılanmanın içinde. Artık eskisi gibi reçete yazmıyor,  teorideki bilgiyi hayata geçirme aşamasında devreye giriyoruz. Yani danışman eski tanımıyla akıl satan insan değil artık. Akıl eskiden işin yüzde 80’iydi.  Şimdi ancak yüzde 20’si. Kalanı,  işi hayata geçirme üzerine kurulu.

Danışmanlık sektörünü bu sürece yönlendiren faktörler neler?

Bu sadece Türkiye’de değil,  tüm dünyada olan bir şey. Eskiden bilgiye ulaşmak son derece zordu. O nedenle bilgili olmak danışman olmak için yetiyordu. Oysa şimdi hemen herkes, her istediği bilgiye anında ulaşma imkanına sahip. İnsanlar danışmanlardan bilmedikleri şeylerde akıl istiyor. Bilgiyi hayata geçirme süreci, yönetim danışmanlığının yeni uzmanlık alanı.

Türkiye ekonomisi bu duruma hangi ölçüde ayak uydurdu?

Türkiye ekonomisi son 4-5 yıldan bu yana büyük bir değişimin içinde. Hızlı bir liberalleşme atağı sözkonusu. Bu hem ülkenin iç dinamikleriyle hem de dış ilişkileriyle bağlantılı. Gümrük Birliği ile başlayan ve dünya ekonomisine entegrasyon süreci ile devam eden bir atılım bu. Eskiden sadece belirli şirketleri ilgilendiren bu durum, şimdi tüm şirketleri ilgilendiriyor.

Bu liberalleşmenin şirketlere etkisi ne oldu?

İki temel ve belirgin etkiden söz etmek mümkün. İlki, kuralsal etki. Hukuksal bazı düzenlemeler değişiyor, değişmeye devam edecek.  Bu kanunların bazı getirileri var. Örneğin Rekabet Kanunu son derece büyük değişiklikler yarattı. Dışarı kapalı olan çok az sektör var artık. Farklı oyuncular çıktı. Bankacılıktan sağlığa kadar çok sektörün stratejileri değişti.

İkinci önemli etki neydi?

Bu da enflasyonun düşmesi süreciyle birlikte ortaya çıktı. Şirketlerin bu güne kadar büyük gelir sağladıkları operasyon dışı gelirler artık yok.   Şirketler artık para kazanabilmek için asıl işlerine dönmek zorundalar. Bu da,  böyle bir ortama alışık olmayan şirketler için zor iş. Eğer bugüne kadar yaptığın tüm yönetim hatalarını enflasyon örtmüşse, iş hayatının acımasızlığına alışamadıysan bundan sonra durum çok zor.

Şirketlerde ne gibi strateji değişiklikleri gözlemliyorunuz?

Eskiden daha çok operasyon iyileştirme dediğimiz, daha çok ürünü daha ucuza üretme mantığı üzerine hareket edilirdi. Ama şirketler şimdi dış çevreyi analiz edip stratejik plan yapıyorlar. Eskiden genel strateji olan rakibi taklit etmenin yerini farklı kuramlar aldı.

Bu farklılığın yaratılması için yöntemler neler?

Burada da iki temel strateji var. İlki,  ürün bazında gerçek anlamda farklı olmak. İkincisi ise pazarın en ucuzu olma. Teori,  mutlaka bunlarda biri olun der. kisinden de biraz olmak dünyanın en kötü şeyidir.   Türkiye,  kısa süre öncesine kadar bunların ortasındaydı. Ama şimdi yavaş yavaş ayrıma varılıyor.

“Rekabete hazırız”

Önümüzde çetin bir AB süreci var. Bu süreçte gelecek yabancılarla rekabete hazır mıyız?

Bana kalırsa evet. Çünkü artık hemen her sektörün en büyük kuruluşları Türkiye’de yerleşik birer ofis edinmiş durumda. Yani aslında onlarla rekabetin tam göbeğindeyiz. Rekabetin birinci basamağında değiliz. Ama tam üyelik 5-6 yıllık bir süreç. Zaten gardını almamış olanlar o zamana kadar hazır konuma gelirler.

Bundan sonra değişmesi gerekenler neler?

Şirketlerde değişmesi gereken en önemli noktalardan biri,  insan kaynakları. Doğru insanın doğru işte çalışması çok önemli. Ardından bilgi teknolojilerine yeterli yatırımın yapılması gerekiyor. Bizim hesabımıza göre, bir şirketin sektörüne göre değişmekle birlikte,  cirosunun minimum yüzde 5’ini bilgi teknolojilerine yatırması gerekiyor. Stratejik planlama yanlışlarından söz ettik, son hata ise pazarlama.

Milliyet
30. 04. 2000

AB’de Geleceği Tasarlayanlara Yaklaşmalıyız

Kasımdaki Kalite Kongresi’nde geleceği şekillendirmenin prosedürü incelenecek

Alvin Toffler, John Nashbitt… 8 – 10 yıl önce ne kadar da parlaktılar. O dönemde zaten herkes, gelecek bilimcilerin (futurologlar) 2 dudağı arasından çıkacak keramete kilitlenmiş gibiydi. 2000’de dünya borsalarındaki balonun patlamasıyla birlikte, gelecek bilimcilerin yıldızı da sönüverdi. Hatta futurologlara -biraz da alayla- modern falcı denmesine kadar vardı iş!

“Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu tasarlamaktır.” Felsefeci ve matematikçi Wharton’lu Prof. Russell L. Ackoff’un bu sözlerine atıfta bulunan Kalite Derneği KalDer, 13. Ulusal Kalite Kongresi’nin ana temasını “Geleceği Şekillendirmek” olarak belirlemiş.

KalDer eski Başkanı Dr. Yılmaz Argüden ve Yönetim Kurulu üyesi Agah Uğur‘u dinleyince, 24 – 25 kasım tarihlerini defterinize not etmenizde, hatta şimdiden kongre için başvuruda bulunmanızda yarar olabilir diye düşündüm.

Geleceği tasarlamak
Biliyorsunuz günümüzün en belirleyici özelliği, belirsizlik. ABD’nin Irak’ı işgalinden petrol fiyatlarının akıl almaz tırmanışına, 11 Eylül’ün ardından hayatımıza damgasını vuran küresel düzeydeki belirsizlik, geleceği planlamamızı gerçekten zorlaştırıyor. Ama bunun da çaresi var. Yöntemleri bu yılki kongrede enine – boyuna tartışılacak.
Reel faizlerin yüzde 20 olduğu bir yerde, insanların gelecek vizyonunun 3 yılı geçemediğine dikkat çeken Dr. Argüden, yine de o 3 yılın içini doldurmanın mümkün olduğunu belirtiyor ve diyor ki: “Gelecek yıl meyve yemek istiyorsan, toprağa bugünden tohum atman, sulaman, gübrelemen lazım. Bütün bunları yaptığın halde her tohumdan meyve alacaksın diye bir garanti de yok, ama bir kısmından mutlaka meyve alırsın. Önemli olan bir kavram geliştirmek ve o kavramın içini doldurmak.”

Borusan’da strateji
Agah Uğur, bu yılki kalite kongresinde “geleceği şekillendirmenin prosedürünü inceleyeceklerini” özellikle vurguluyor ve tepe yöneticisi olduğu Borusan’da “strateji”yi nasıl rekabet avantajına dönüştürdüklerini kısaca anlatıyor: “Çoğu şirketin, geleceği göremediği için strateji belirlemediğini fark edince, biz Borusan olarak acaba stratejiyi rekabet avantajı olarak kullanabilir miyiz diye düşündük. İlerisi tam olarak görülemese de, o gün için bugünden yapılacak mutlaka pek çok şey var. Üstelik stratejik pozisyonlama çok heyecan verici bir şey. 6 sigma çalışmalarımızı bu bakış açısıyla başlattık.”

Borusan Genel Müdürü Agah Uğur’a göre şirketleri üst yönetimlerinde çoğu kez ya vizyon müthiş, ama altını dolduracak prosedürler zamanında uygulanmıyor, ya da bardağın öbür yarısı dolu, ama şirketi ileri götürecek hayal gücü yok.

Düşünce kalitesi
1992’de kurulan KalDer, işe ürün kalitesiyle başlayıp, daha sonra yönetim kalitesine geçti. 3. aşama olarak da kamudan sivil toplum örgütlerine toplumun farklı kesimlerini Toplam Kalite Yönetimi (TKY) ile tanıştırdı. 4. aşama ulusal kalite seferberliğiydi. Bu süreçte TKY’nin İstanbul’da da Hakkari’de de, Arçelik gibi dev bir kuruluşta da, küçücük bir balıkçı lokantasında da uygulanabileceğini gösterdi.
KalDer son 2 yıldır, düşüncede kaliteyi yakalamak üzerine yoğunlaşmış bulunuyor. Geçen yılki Kalite Kongresi’nin ana teması AB’yi dünya liderliğine taşımaktı. O gün için çok ilerici bir temaydı, bugün de hâlâ öyle.

AB’yi ileri taşımak
Uğur da Argüden de “Bizim AB’yi düşünce boyutunda ileri taşımamız lazım. AB içinde koalisyon kurmamız gereken kişiler de, AB’yi ileri taşıma vizyonu olanlar olmalı. Bugünkü konumunu korumaya çalışan bir Avrupa, kaybetmeye mahkumdur” diyorlar.”

Kalite Kongresi, ürün pazarlaması olmayan nadir kongrelerden biri. Orada kavramlar pazarlanıyor.

Milliyet
06.10. 2004

Yaratıcı Beyinleri Cezbetmek

GÖKHAN Hotamışlıgil Harvard Üniversitesi’nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı.

Tıp diplomasını Ankara Üniversitesi’nden almış, doktora eğitimini Harvard Tıp Fakültesi’nde biyolojik kimya ve moleküler genetik alanında tamamlamış.

Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var.

Geçen hafta sonu Antalya’daki ‘‘Yarını Arayışlar’’ toplantısında kendi ekibinin fareler üzerindeki bazı ilginç deneylerini anlatırken ağzımız açık dinliyoruz.

Uzaktan kumandalı bir fare yaratmayı başarmışlar.

Hotamışlıgil gen bilimle neler yapılabileceğini anlatırken böylesine değerli bir bilim adamını ABD’ye kaptırmış olmaktan ötürü hayıflanmamak elde değil.

Beyin göçü bizi kimbilir kaç tane Hotamışlıgil’den mahrum etmiş.

Toplantı aralarında konuşurken dünyadaki Türk bilim adamlarını Antalya’da bir araya getirmek gibi bir fikir doğuyor.

‘‘Yarını Arayışlar’’ toplantısı NMC ile birlikte düzenleyen ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Argüden bu fikri bir adım ileri götüren bir proje tasarlıyor.

‘‘Dünyadaki nitelikli beyinleri’’ cezbetmek projesi.

Türkiye’nin bilgi teknolojisinde sıçrama yakalamasına yol açacak bir proje. Peki bu nasıl gerçekleşecek?

Önce önümüzdeki yıllarda dünyayı şekillendirecek 20 teknolojik alan seçilecek.

Bu alanlarda başarılı 100 isim tespit edilecek.

Bunların arasından en az 10 kişinin yılın belirli dönemlerinde Türkiye’de araştırma yapacakları, eğitim verecekleri bir ortam sağlanacak.

Argüden ‘‘Bunun gerçekleşmesi için üniversite-özel sektör-devlet işbirliği şart’’ diyor.

Projeyi şöyle somut bir örnekle açıklamak mümkün:

Gökhan Hotamışlıgil ve ekibinin çalışmalarıyla en yakından ilgilenen diyelim ki ilaç sektörü.

Sektörün önde gelen şirketi, ekibin birkaç ay süreyle meselá Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmesi için maddi imkan sağlayacak. Karşılığında devletin vergi, yatırım avantajlarından yararlanacak.

Türk bilim adamlarının yılın birkaç ayını kendi ülkelerinde geçirmelerini sağlamak pekálá mümkün.

Bilgi teknolojisinde sıçrama için yurtdışındaki potensiyelden yararlanmak son derece akıllıca bir seçim. Hindistan ve İrlanda bu alandaki başarılarını büyük oranda böyle sağlamışlar.

Peki yabancı ‘‘nitelikli beyin’’leri nasıl cezbedeceğiz?

Argüden bu konuda ülkemizin tarihi, kültürel zenginliğine, sıcakkanlı insanlarına güveniyor.

‘‘Yabancı sermaye kadar yaratıcı beyinleri de cezbetmeyi bir devlet politikası haline getirmeliyiz’’ diyor.

Yaratıcılığın ön planda olduğu gelişmiş ülkelerde GSMH’nin kişi başına 40 bin dolar olduğu düşünülürse hiç de haksız değil.

Kaldı ki yabancı sermayeyi çekmek konusunda (2003’te sadece 400 milyon dolar gelmiş) nasılsa sınıfta kaldık bari bu yolu deneyelim.

Gila Benmayor, Hürriyet
27.02. 2004

İlle de Kalite

Ne istediğini bilenlerin yaşam boyu peşinde koştukları bir hedefi vardır. Bu kimine göre para, kimine göre akademik kariyer, kimine göre eğlence, kimine göre de şöhret… Biz hep eğitim, daha çok eğitim peşinde koştuk. Sadece kendimiz için değil, Türkiye için daha çok, daha üretken, daha yaratıcı eğitim istedik…

Yaşamdan ne istediğini çok iyi bilenlerden biride Türkiye Kalite Derneği KalDer’in Başkanı Yılmaz Argüden. Bizler nasıl ki eğitimin misyonerliğini yapıyorsak, o da kalitenin…

Kaliteyle özdeşleşmiş durumda. Asıl işide o. KalDer’de, Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nda. Tesev’de, Türk Amerikan İş Konseyi’nde ve diğer gönüllü kuruluşlardaki etkinliklerinde de hep kaliteyi temsil ediyor. Daha çok kalite diye diretiyor. Üniversitede derslere giriyor. Gazete ve dergilerde yazılar yazıyor. Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak konferanslar veriyor. Hayrettin Karaca TEMA’da ne yapıyorsa, O KalDer’de onu yapıyor…

Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nı da KalDer’in ilgi alanına aldı. Müsteşar Bener Cordan yönetimin bir parçası haline geldi. Her ikisinin de gayretleriyle eğitimde de henüz çok cılız da olsa kalite arayışı başladı.

Türkiye ile Batı arasında ki en büyük fark yaşam standardındaki kalite. Ama bu kaliteyi tutturmak için önce eğitimde, düşüncede, bakış açısında, üretimde, eleştiride, paylaşımda kalitenin olması gerekiyor.

Her ne kadar şimdilik daha emekleme dönemin de olsak da Argüden ve arkadaşlarının gayretleriyle kalite konusunda epeyce bir mesafe kat edeceğimiz kesin…

Argüden, genç yaşına rağmen çok yönlü bir girişimci. Daha önce de Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği BÜMED’in başkanıydı. O dönemde üniversiteyi idari açıdan da çok yakından tanıma olanağı buldu. Devletten gelen kaynaklarla bu işin yürümediğini, hele hele vakıf üniversitelerinin çoğalmasından sonra ayakta kalmalarının çok daha güç olduğunu gördü. Boğaziçi ve benzeri üniversitelerin, devlet desteğinin yanı sıra güçlü ekonomik akarlara sahip olması gerektiği sonucuna vardı.

Bu konuda dünyada ki uygulamalar çerçevesinde proje geliştirdi. Üniversiteye sundu. Ama belli ki ya bir rafta ya da bir çekmecede tozlanmaya bırakılmış ki hiç gündeme gelmedi.

Projeyi dün uzun uzun bir kez de bize anlattı. Aklın yolu bir olduğu için, daha önce benzer görüşleri bizler de savunduğumuz için pek çok konuda ortak noktada buluştuk…

Özetle: Hocaların özel üniversitelere kaçmaması ve eğitim kalitesinin düşmemesi için üniversiteye yeni kaynak akışının sağlanmasını istiyor. Hocaların maaşını ortalama 5 bin dolara çıkartırken, eğitim standardının yükselmesi için bugünkünün üç, dört katı bütçe olanağı sağlıyor. Peki değirmenin suyu nereden gelecek sorusunun cevabı ise ilk bakışta çok tartışma yaratacak gibi ama iyice incelendiğinde değil karşı çıkmak, desteklenmesi gerektiğine karar vermek işten bile değil. Argüden dört farklı uygulama istiyor. Bir, mütevelli heyeti kurulsun. İki, öğrencilerden alınan harç miktarı, verebilenlerden alınmak koşuluyla kolejler seviyesine çıkartılsın. Veremeyenlere her türlü burs olanağı sağlansın. Üç, akademik denetim getirilsin. Dört, çok daha fazla bağış toplansın.

Projenin aslında çok daha fazla detayları var. Ama kendiside kabul ediyor ki bu işte başarılı olamamış. İçinde ukde olarak kalmış…

Özetin Özeti: Çok iyi projeler bile iyi anlatılmadığı takdirde destek bulamıyor. Tıpkı paralı değil, parasız eğitimin en büyük fırsat eşitsizliği yarattığı gibi… Devlet üniversitelerinin vakıf üniversiteleri karşısında mum gibi eridiklerini görüyoruz, bir şey yapılması gerektiğini söylüyoruz ama, ortaya konun projeleri hiç tartışmadan elimizin tersiyle itiyoruz. İşte en büyük yanlışımız bu…

Abbas Güçlü, Milliyet
18. 04. 2000

Birileri “ Kalite” İşini Omuzladı Gidiyor

Toplumsal öncüler bazen çok önemlidir. Onlar toplumları motive ederler, uzun süre yalnız da olsalar mücadeleyi sürdürürler bazen başarısız olsalar da çoğu zaman başarırlar. Atatürk bir toplumsal öncüdür. Ve hiçbir toplumsal öncü ile mukayese edilmeyecek kadar önemli işler yapmıştır.

Eleştirilen yönleri bulunsa da Turgut Özal bir toplumsal öncüdür. Tartışılır başka örnekler de verilebilir. Atatürk gibi tartışılmaz toplumsal öncüler zor çıkar.  Türkiye’de kalitenin gelişmesi için çalışıp didinen insanlara da toplumsal öncü misyonu yüklenebilir.

Bunların arasında Yılmaz Argüden isimli biri vardır ki yıllardır  her alanında kalitenin yükselmesi için çırpınır durur.  Hatta bu işlere başladığında yakın çevresinden çoğu insan yaptığının bir “ kendini tatmin işi” olduğunu bile söylemişlerdi.

Oysa O direndi. Ve Türkiye’de hayatın her alanında kaliteyi tartışılır hale getirdi.

Argüden ve arkadaşları siyasette, iş dünyasında kaliteyi tartışmaya açtılar. Son dönemde bu olay yavaş yavaş toplumsal bir özellik taşıyor. Özellikle bu yıl KOBİ’ler için yeni bir kalite ödülünün konulması fikri işin  toplumsallığını daha da canlandıracaktır.

Argüden ve arkadaşlarının ülke çapında başlattıkları “Ulusal Kalite Hareketi”ne herkesin bir katkı vermesi, daha iyi bir gelecek için şarttır.

Gözlem
21.12.1998

Geleceğin Liderleri

Cansen Başaran, Meltem Kurtsan, Yılmaz Argüden, Mehmet Öz…

Bu isimler Geleceğin Küresel Liderleri. Onları biz seçmedik. Başka ‘liderler’ tarafından aday gösterildiler, yüzlerce kişiyi elediler ve bu yıl seçildiler ve Dünya Ekonomi Forumu ( DEF ) toplantılarına katıldılar.

İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen DEF politika, sanat, ekonomi ve sivil toplum örgütleri alanında dünyanın en önemli liderlerini ağırladı. 1993’ten beri yalnızca bugünün değil, geleceğin liderlerini de çatısı altında topluyor. Geleceğin Küresel Liderleri (Global Leaders for Tomorrow-GLT) programı çerçevesinde her yıl ekonomi, politika, sanat ve sivil toplumu temsilen 100 genç seçiliyor.

Seçilmek için yaş sınırı 40. Kişinin yaptığı iş ve sosyal yaşamıyla, hem çalıştığı kurum ve sektöre hem de ülkesine faydalı olması gerekiyor. Bu kişiyi tanıyan ve DEF’le ilişkisi olan birisi aday gösteriyor ( birden çok aday gösterilebilir ). DEF komitesi toplanıyor, önce aday gösteren kişilerle uzun bir görüşme yapıyor. Bu görüşmeler ışığında yüzlerce kişi değerlendiriliyor ve seçim yapılıyor.

Dünyanın hemen her yerinden, kadın-erkek oranı ülke ve meslek farklılıkları gözetilerek yüz kişi seçiliyor . Bu kişiler DEF’in davetlisi oluyor. Bir kez seçilen iki yıl üst üste toplantılara katılabiliyor. Aktif çalışanlarda süre beş yıla çıkıyor.

Bugüne kadar GLT olan Türkler arasında Boyner Holding Başkanı Cem Boyner, Özelleştirme İdaresi Başkanı Uğur Bayar, Kurtsan İlaçları Başkanı Meltem Kurtsan, PricewaterhouseCoopers ( PwC ) Türkiye Başkanı Cansen Başaran Symes, ARGE Danışmanlık Kurucu Ortağı Dr. Yılmaz Argüden, New York Columbia-Presbyterian Yapay Kalp ve Kalp Nakli Merkezi Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz yer alıyor. GLT’ler geçtiğimiz yıla kadar yalnızca toplantıları izlemiştir. 1999’da çalışma grupları oluşturulmuş. Grupların çevre, sağlık, teknoloji, ekonomi alanında yürüttüğü önemli projeler var.

GLT programına iki yıldır katılan Meltem Kutsan, çalışma gruplarının hayata geçirdiği önemli projelerden birinin çevreyle ilgili olduğunu söylüyor. Çevre grubunun yaptırdığı bir araştırma yakında dünyaya duyurulacak. Kurtsan, Türkiye’nin oldukça alt sıralarda olduğunu belirtiyor. Sağlık grubu ise şirketlerin sağlık konusundaki çalışmalarını büyüteç altına almış. Amaç, ticari kaygı taşımadan bu tür çalışmalar yapan şirketlerin sayısını artırmak.

GLT programına bu yıl ilk kez seçilen Cansen Başaran Symes önce 155 bin çalışanı olan PwC içinden aday gösterilmiş. Davos’da 2050 yılında Avrupa’nın nasıl olması gerektiği üzerine fikir üreten ‘Uyan Avrupa’ adlı çalışma grubuna katılmış. Bu grup Avrupa ülkelerinin analizini yapıyor, ülkeler arasındaki benzerlikleri, uçurunmları araştırıyor. Başaran, GLT programının çok önemli olduğunu, bu yıl Davos’a katılan pekçok kişinin daha önce bu programa seçilen kişiler olduğunu söylüyor. Bunlar arasında en ünlü isim ise İngitere Başkanı Tony Blair. Dr. Yılmaz Argüden, dört yıldır Davos’a geliyor. GLT programına ilk kez geçen yıl seçilmiş. Eğitimle ilgili çalışma grubunda yer alıyor. Grubun hedefi, dünyadaki eğitim sistemlerinin gelişimlerini ölçebilmek, eğitim sistemleri arasında kıyaslama yapabilmek ve eğitimde teknolojinin kullanılması.

İSTANBUL TOPLANTILARI

Geleceğin Küresel Liderleri, Davos’da yapılan toplantılar sonrasında da çeşitli ülkelerde biraraya geliyorlar. Meltem Kurtsan geçen yıl Cenevre’de toplanıldığı, bu yılki adresin Paris olduğunu söylüyor. Kurtsan, 2001 yazında toplantının büyük ihtimalle İstanbul’da yapılacağını belirtiyor.

Cansen Başaran, ‘Uyan Avrupa’ adlı çalışma grubunu bu yıl İstanbul’da toplamak için tüm çalışmaları yapmış. Grup, nisan başında İstanbul’da biraraya gelecek. Yılmaz Argüden’de benzer bir çalışma yapmış. Eğitim grubunda yer alan Argüden, ekibi bu yıl İstanbul’da bir kez daha bir araya getirecek.

Hürriyet, İnsan Kaynakları
13. 02. 2000

İhale Strateji Oyunu Oldu

ARGE Danışmanlık Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Yılmaz Argüden İş Bankası’nın Telecom Italia ile birlikte 3’üncü GSM ihalesinde 2 milyar 525 milyon dolar teklif vermesini, ” İş Bankası GSM oyununu cesur bir stratejik düşünceyle oynuyor, İş Bankası en yüksek ikinci tekliften yüzde 85 daha yüksek teklif vererek 4’üncü GSM lisansının verilebilmesini güçleştirdi” şeklinde değerlendirdi.

Argüden, İş Bankası’nın en yakın rakibinden yaklaşık 1 milyar dolar fazla teklif vererek büyük bir cesaret örneği verdiğini kaydederek, “İş Bankası’nın böyle bir cesaret göstermesi aynı zamanda Türkiye’deki en büyük oyunda düşünce zenginliğinin göstergesi. Oyun teorisini etkin olarak kullanarak strateji geliştiren İş Bankası bilginin ve bilgiyi etkin olarak kullanmanın önemini gösteriyor””dedi.

İş Bankası’nın sahip oldugu 3’üncü GSM hattının GSM 1800 teknolojisi ile oluşturacağını hatırlatan Argüden şöyle devam etti:

“Şu anda cep telefonlarında GSM 900 teknolojisi kullanılıyor. GSM 1800 teknolojisi ile bugünkünün çok daha üzerinde görüntü ve data trafiği yapma olanağı doğuyor. Böylece yeni teknoloji ile GSM 900’e göre daha uzun süreli bağlantı kurma ve müşteriye daha ucuza hizmet sunma olanağı doğuyor. İş Bankası bu yatırımla sadece gelişmekte olan cep telefonu pazarına girmekle kalmıyor, aynı zamanda uzun bağlantı sürelerini gerektirecek yeni servislerde en azından belli bir süre için tekel konumunu da sağlamaya çalışıyor.”

ARGE Danışmanlık ve Gönüllülük

ARGE Danışmanlık sosyal sorumluluk bilincini çalışanların Sivil Toplum Kuruluşlarındaki faaliyetlerini destekleyerek  yaşatmaktadır. Şirketimiz tüm çalışanlarını haftada bir gün sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmaya teşvik etmektedir. Hedefimiz; katıldığımız STK çalışmalarında etkin rol almak ve katma değer yaratmaktır.

Çalışmalarında rol aldığımız STK’ larda önem verdiğimiz yada katkıda bulunma çabasında olduğumuz konular; şeffaflık, stratejik bakış açısı, verimlilik üzerine odaklanan yönetim anlayışı, tüm kaynakların strateji doğrultusunda kullanımı, insan kaynaklarının ve tüm çalışanların sonuçlara katkısının ölçülmesi ve doğru zamanda, doğru kanalda iletişimdir. Önemli büyüklükteki insan kaynağımızın STK çalışanlarına katılımı çalışanların topluma, STK’lara ve kendilerine kazandırdığı önemli katkılar nedeniyle şirketimiz için kazanç görmekteyiz.

Gönüllülükle profesyonel bilgi birikiminin de aktarılması gerektiği konusu önemlidir. STK’ ların kendi içinde iyi yönetilmesi de en az ürettikleri iyi projeler kadar önemlidir. Bu anlamda, bireylerin ve şirketlerin bilgi ve tecrübelerini en üzs düzeyde STK’ lara aktarabilecekleri ortamları oluşturmak gerekmektedir.

Bu düşünce ile çalışanlarımız, danışmanlık alanında edindikleri bilgi ve tecrübeyi rol aldıkları STK’lara aktararak katkıda bulunmaya çalışmaktadır.

Halen çalışanlarımız AIESEC, ARI Harekeri, BÜMED, Özel Sektör Gönüllü Konseyi – CVC, DEİK, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Junior Chanber International – Jaycees, Kalite Derneği, KALDER, Personel Yöneticileri Derneği, PERYÜN, SEV, TEGV, TESEV, TUSİAD, Yönetim Danışmanlar Derneği, YDD, Yüzyıl Işıl Eğitim Vakfı, 1884 Eğitim, Kültür ve Paylaşım Vakfı’ nda çalışmalarını sürdürmektedir. Şirketimizde uygulanan yaklaşımın tüm şirketlerinde benzer yapıda uygulamaya alınması sosyal sorumluluk bilincinin güçlenmesi, STK’ larda başarılı sonuçlara hızla ulaşılması ve sonuç olarak STK’ ların güçlenmesini sağlayacaktır.

Ünlü Üniversitelerde Türk Şirketleri Dersi

Koç Üniversitesi’nde ders veren yakın bir arkadaşım araştırmış.

Dünyanın ünlü üniversitelerinde ‘vaka çalışması’ olarak ele alınan ve yönetim bilimleri derslerinde örnek gösterilen Türk şirketlerinin sayısı hayli fazla.

Örneğin Arçelik, Harvard Üniversitesi’nde ‘strateji geliştirme, büyüme, uluslararası finans’ konularında incelenmiş.

Yine Harvard Üniversitesi’nde ele alınan başka bir Türk şirketi Doğuş.  Girişimciliği ve aile şirketi olması dikkat çekmiş.

Aynı üniversitenin ele aldığı diğer şirketler ise Garanti Bankası, Netaş ve Türk Telekom.

Boğaziçi Üniversitesi ise kurumsal sorumluluk, iyi yönetişim konularında ‘vaka çalışması’ olarak, ARGE Danışmanlık Şirketi’ni seçmiş.

Vestel, Koç Üniversitesi öğrencilerine örnek gösterilmiş.

21. Yüzyılın 21 Işığı

21. yüzyıla doğan bu 21 adam, mesleklerinde ve uzmanlık alanlarında bilginin, düsüncenin, teknolojinin, koşullandırmamışlığının verdiği güvenle kendiyle barışık, başarılı bireyler olarak öne çıkıyorlar.

Geçtiğimiz yüzyıl Sanayi Devrimi’nin gerçekleştiği, insanların teknolojiyle tanıştığı parlak bir döenm oldu. Buluşlar birbirini izlerken, koyun klonlanmaya kadar gelindi. Aynı yüzyıl, iki büyük Dünya Savaşı’yla parlaklığını yitirdi. Aslında 21. yüzyılla ilişkimizde de temkinli olmalıyız. Sanayi Devrimi’nin insanı makinenin uzantısı haline getiren ve insana ait özellikleri körelten karakteristiğinin Bilgi Devrimi ile yıkılabileceğine inanmak gerek. Biz şimdi bilgi çağındayız, bilgiye ket vurmak artık mümkün değil. Coğrafi sınırlar da bu yüzden kalkıyor. Çocukluğumuzda da ansiklopedi sayfalarında uçan arabalar olarak görürdük 21. yüzyıl erişilmez bir rüyaydı. Oysa bir anda içinde buluverdik kendimizi. 21. yüzyılın insanları hiç de öyle yıldızlardan yıldızlara koşan süper kahramanlar değil; bizleriz; içimizden birileri! Hepsinin umutları var. Kimi ömrünün baharında, kimi deneyimlerini ömrünün baharında olanlara aktarmak istiyor. Önemli olan bu değil mi zaten: İnsanın yaratıcılığı…

Türkiye’nin 21. yüzyılda parlayan yıldızlarının bazıları hakkındaki  yorumları:

Fahir Atakoğlu, Müzisyen: Yaptığı besteler, reklam cıngılları ve aldığı ödüllerle uluslararası bir müzisyen olduğunu kanıtladı. Bugünlerde Amerika’da ses getirecek olan yeni albümünün hazırlığı içinde.

Çetin Altan, Gazeteci: Elli yılı aşkın bir süredir gazetecilik yapıyor. 4 Roman, 1 öykü, 1 alfabe, 8 piyes, 8 deneme, 1 taþlama, 2 gezi, 8 anı, 3 inceleme, 4 siyasi deneme, 4 portre, röportajlar ve sayısız köşe yazısıyla gerçek bir yazı adamı.

Atıl Kutoğlu, Modacı: Avrupa aristokrasisinin kadınlarını giydiriyor. Kreasyonları Düseldorf, Milano, Paris ve New York gibi metropollerde düzenli olarak sergileniyor.

Uğur Polat, Tiyatro ve Sinema Oyuncusu: Sağlam tiyatro geçmişine sahip. “Salkım Hanımın Taneleri” filmindeki rolüyle Antalya Film Festivali’nde “En iyi Erkek Oyuncu” dalında “Altın Portakal” ödülünü aldı.

Serdar Erener, Reklamcı: Reklam dünyasının pırıltılı, yaramaz ve yaratıcı çocuğu, geniş kitlelere hitap etmenin yolunu evrensel değerlerle yerel değerleri birleştirerek başarıyor. Young&Rubicam şirketinin beyin takımında yer alıyor.

Yılmaz Argüden, İşadamı: Uluslararası iş ve düşünce çevrelerinin genç, yenilikçi, global düşünen, çağdaş vizyona sahip yeni Türk işadamları kuşağının önde gelen temsilcilerinden, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, 1999 yılında Dünya Ekonomik Forumu tarafından Geleceğin 100 Global Lideri arasına seçildi.
Eser Taşkıran, Memmet Y. Yılmaz, Erkan Mumcu, Okan Bayülgen, Volkan Işık, Ali Midilli, Ozan Korkut, Cengiz Ultav, Akdoğan Özkan, Nuri Bilge, Emir Uras, Hasan Hüseyin, Ali Zirh ve Babür Özden 21. yüzyılın 21 ışığı olan diğer isimler.

Amica Dergisi

Yaşam Sorumluluk Gerektirir

Kurumsal sosyal sorumluluk, kısaca şirketlerin daha iyi toplum ve daha iyi bir çevre için gönüllü olarak katkıda bulunması olarak tanımlanıyor ve her geçen gün biraz daha yaygınlaşıyor. Son dönemlerde ciddi şirketler kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgili gerçekleştirdiklerini yaygın olarak kamuoyu ile paylaşmayı bir politika haline getiriyorlar. Türkiye’de de bu kavram doğrultusunda güzel örnekler olmasına rağmen, bu konunun sistematik olarak ele alınmadığı gözlemleniyor. Uluslararası camianın saygın bir üyesi olabilmek için, Türkiye’nin hem “kurumsal sosyal sorumluluk” kavramını yaşayan hem de bu konunun öncülerinden olduğunu iyi anlatabilen şirketlere ihtiyacı var. Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı ARGE Danışmanlık Şirketi, Avrupa Parlamentosu’nda kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle geleceği şekillendiren en iyi üç şirket arasında gösterilen Dr. Yılmaz Argüden ile yaptığımız söyleşinin bu konuyla ilgili düşüncelerinize derinlik katacağını umuyoruz.

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın.

AB, Türkiye ve Yönetim Kalitesi

3 Ekim 2005, AB ile üyelik müzakerelerinin başladığı önemli bir dönüm noktası oldu. Müzakerelerin başlaması kararı alınırken yaşanan gelişmeler, maalesef ortaklık isteyen iki tarafın karşılıklık iyi niyetini tescil ettiği bir yaklaşımı değil, zorla kazanılan bir üyelik perspektifi algılaması yarattı. Bu algılama hem AB vatandaşlarında hem de Türkiye’de önemli ölçüde değişmezse, önümüzdeki müzakere sürecinin kazan-kazan yaklaşımıyla sürdürülmesi güçleşecek.

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın

Geleceği Şekillendirmek

ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden, geleceği şekillendirmek için kişi ve kuruluşların ortak ilkeler çatısı altında toplanması gerektiğine inanıyor.

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın.

Insead 50. Yıl Söyleşileri – Boardroom Secrets

Bu video INSEAD Knowledge’ın izniyle yayınlanmaktadır.

Toronto Üniversitesi – Rotman School – Ders

PwC – Sosyal Girişimcilik

NTV – +1 Sosyal Adım

BM Global Compact Sektörel Yayılım Stratejisi

Herkesin Yapabileceği Bir Gönüllülük Daima Vardır!

Özel Sektör Gönüllüler Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Yılmaz Argüden ile 2002 yılından bu yana özel sektörün, toplumun sorunlarına çözüm ortağı olmasını teşvik etmeye çalışan derneğin tam olarak ne yaptığı, her yıl nasıl projelerle gündeme geldiği, Türkiye’de maddi destekte bulunmak, hayırseverlik gibi algılanan gönüllüğün zamanın doğru kurgulandığı takdirde nasıl doğru bir şekilde yapılabileceği, özel sektörün katkı boyutu ve Özel Sektör Gönüllüler Derneği’nin bir de başarılı kurumların ödüllendirilmesi ve topluma örnek olması için her yıl düzenlediği “Gönülden Ödüller” töreninin neden düzenlendiği gibi konular üzerine yaptığımız söyleşi.

Dr. Argüden’den Genç Liderlere Yönetişim Dersi

Genç Liderler Akademisi ve ORSAM tarafından 8 Kasım 2014 tarihinde düzenlenen “Türk Siyasetinin Dönüşüm Gücü: Gençler” başlıklı programda ARGE Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden Liderlik ve İyi Yönetişim başlıklı bir seminer gerçekleştirmiştir.