Ana Sayfa
Sunumlar
10. Ulusal Kalite Kongresi Açış Konuşması

Değerli Konuklar,

Bugün Ulusal Kalite Kongremiz onuncu kez toplanıyor. Onuncu yıl bir kilometre taşı, durup ne kadar yol aldığımıza bakabileceğimiz ve bundan sonrası için rotamızı gözden geçireceğimiz bir dönüm noktası.

Evet, tam 10 kez toplanmışız. Kongre’lerin en genel anlamıyla ülkemiz yaşamına katkılarını anlamak için bu ana temalara bakmak yeterli: Sanayi, Hizmet sektörü, İletişim, Eğitim, Ekonomi Yönetimi, Siyaset, Hukuk Düzeni, Kamu Sektörü ve şimdi de Sivil Toplum Örgütleri ve İyi Yönetişim.

Bu ana başlıklar altında gerçekleştirilen Ulusal Kalite Kongreleri, Toplam Kalite Yönetimi’nin en yalın anlatımıyla “mutlu yurttaşlar” amacına hizmet ettiğini kamuoyu bilincine yerleştirdi. “Mutlu yurttaş” ne ister? Haklarını korumak için yetkin bir hukuk ve adalet sistemi ister… Kendisi, çocukları ve gelecek kuşaklar için iyi sağlık ve eğitim hizmetleri, iyi yönetilen bir ekonomi, rekabetçi bir özel sektör ister. Etkin bir iletişim, yeterli kamu hizmetleri, katılımcı bir yönetim ister… İşte ana temalarımıza baktığımızda Ulusal Kalite Kongreleri’nin bütün bunları tartışmaya açtığını, ülkenin ve dünyanın en iyi beyinlerinin bu konulardaki görüşlerini Türkiye kamuoyuna ilettiğini görüyoruz.

Yalnızca bu bile, Ulusal Kalite Kongreleri’nin nasıl bir hizmette bulunduğunu ortaya koymaya yeter.

Bu yıl, onuncu yılımızda ana temamızın Sivil Toplum Örgütleri ve İyi Yönetişim’e ilişkin olması da yine gerek uluslararası ölçekte, gerekse ulusal planda yaşadığımız değişim sürecinin nabzını tutan bir yaklaşımı ifade ediyor. Çünkü sivil toplum örgütleri günümüzde, İyi Yönetişim ilkelerini giderek daha çok içselleştiriyor ve yaşamın örgütlenmesinde ve yönetilmesinde doğrudan rol alan kurumlara dönüşüyor.
Bu dönüşümün ardında demokrasi anlayışındaki değişim yatıyor. Demokrasi anlayışı ve uygulamaları ilginç bir evrim geçirdiğini görüyoruz. Başta doğrudan, başka bir deyişle katılımcı demokrasi geçerliyken, hem karar alıcıların sayıca çoğalması, hem de karar alınması gereken konuların giderek karmaşıklaşması ve uzmanlık gerektirmesi sonucunda insanlık temsili demokrasiye geçti. Şimdi bu süreç tersine işliyor ve baştakinden çok daha farklı olsa da, katılımcı demokrasi yaygınlaşıyor. Çünkü insanlar kendi geleceklerini belirleyecek çok önemli, hayati konularda karar alma yetkisini temsilcilere devretmek istemiyor. Burada katılımcılık, belirli aralıklarla oy kullanmanın çok ötesinde, kararların alınmasında çok çeşitli biçimlerde söz sahibi olmakla gerçekleşiyor.

En başta yönetim kavramı değişime uğruyor. Tüm tarafların yönetim süreçlerine katılımını ifade eden “yönetişim” – “governance” kavramı öne çıkıyor.

Yönetişim, şeffaflığın, katılımcılığın, hesap verebilirliğin, ölçülebilir performans sonuçlarının, verimliliğin, etkinliğin öncelikli ilkeler olarak benimsendiği dinamik bir yönetim süreci. Sivil toplum kuruluşları ise bu sürecin temel taşlarından birisi.

Sivil Toplum Kuruluşları, ya da “kâr amacı gütmeyen, gönüllü kuruluşlar”ın bütününe “toplumsal sektör” (social sector) de dendiğini görüyoruz.

21. yüzyılın toplumsal sektör kuruluşlarının yüzyılı olacağı görüşü günümüzde en çok yandaş bulan değerlendirmelerden birisi. Bu görüşü savunanlar, yalnızca sivil toplum kuruluşlarının toplumun gerçek potansiyelini en geniş ölçekte seferber etme olanağına sahip olduğuna dikkat çekiyorlar. Bunda önemli bir doğruluk payı olduğuna inanıyorum.

Çünkü insan, doğasında olan “yararlı olma” duygusunu, parasal karşılık beklemeden bir amaca bağlanma, içinde bulunduğu topluma bir değer katma ihtiyacını yalnızca sivil toplum kuruluşlarında doyurabiliyor. Ve bu kuruluşlar, çok büyük sayıda insanın yaratıcı, yapıcı potansiyelini ortaya çıkarıyor, bir amaca yönlendirerek tüm toplum için yararlı bir sonuca dönüştürüyor.

Bugün ABD’de 90 milyon kişi, yani yetişkin, üretebilir durumdaki nüfusun neredeyse tamamı haftada en az 3 saatini sivil toplum kuruluşlarında karşılıksız çalışmaya ayırıyor. 2010 yılında bu sayının 120 milyona, çalışma saatinin de 5’e çıkacağı öngörülüyor. İnsanları buna iten ise “katkıda bulunma”, “bağlanma” ve “yararlı olma” ihtiyacı. Fransa’da Toplumsal Sektör toplam istihdamın %4.2 bölümünü karşılıyor. Bu, hizmet sektöründeki istihdamın %10 gibi önemli bir oranına tekabül ediyor. Bu oran İtalya’da %2, Ingiltere’de %4 dolaylarında.

Böylece Sivil Toplum Kuruluşları, anlamlı bir yaşamın ve sorumlu yurttaşlık bilincinin yaşama geçirildiği kurumlar haline geldi. İnsanlar mahallesine, kentine, ülkesine ve giderek dünyaya fark yaratacak bir değer katmanın hazzını sivil toplum kuruluşlarında yaşıyorlar.

Sivil toplum kuruluşları çevre sorunlarından sağlığa, eğitimden sakat haklarına kadar birçok alanda tek başına devletlerin yetersiz kalacağı küresel sorunlara çözümler getirmek üzere büyük insan ve parasal kaynakları harekete geçirebiliyor. Dünyaya baktığımızda çevre sorunlarına karşı duyarlılığı, sivil toplum kuruluşlarının başlattığı hareketler geliştirdi ve bu hareketler dünyanın en büyük petrol şirketlerine kararlarını geri aldırmayı başardı. Tarihte de köleliğin kaldırılması, “insan hakları beyannamesinin” kabul edilmesi, kara mayınlarının yasaklanması gibi önemli gelişmeler sivil insiyatifler sayesinde gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde de Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın, TEMA’nın, AKUT’un katkıları hepimizin malumu.

O halde Sivil Toplum Kuruluşları’nın iyi yönetişim ve Toplam Kalite Yönetimi ilkelerine göre yönetilmesi, daha verimli çalışmaları, en az kamu kuruluşlarının ve ticari işletmelerin iyi yönetilmesi kadar hayati önem kazanmış durumda. Ama bunun için, sivil toplum kuruluşları konusunda temel bir anlayış değişikliği gerekiyor.

Verimlilik burada anahtar kavram. Yakın geçmişe kadar bizim için verimlilik bir “iş” kavramıydı, “ticari” bir kavramdı. Toplum yararına bir iş yapmak söz konusu olduğunda “iyi niyet”, “özveri” gibi sübjektif güdüler yeterli görülürdü. Bir parçası olduğumuz Doğu kültürü de, “yüksek değerler” arasında saymadığı “ticari” kavramlarla düşünmeye de elvermiyordu. Verimlilik, verim almak, “kâr”la ilintili bir olgu olarak görülüyordu. Oysa artık biliyoruz ki, verimlilik, yalnızca ticari kuruluşlar için değil, bir işlev yerine getirmesi söz konusu olan her türlü kuruluş için geçerlidir. Bu nedenle Toplam Kalite Yönetimi’nin temel kavramlarının hepsi, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için de geçerlidir. Dolayısıyla hizmet verilen insanları birer müşteri gibi kabul etmek ve onların memnuniyetine öncelik vermek, misyonunu ve vizyonunu belirlemek, ölçülebilir performans sonuçlarını temel almak, sürekli iyileştirme ilkesini benimsemek, hesap verebilirlik, şeffaflık, katılımcı yönetim, bunların hepsi, sivil toplum kururluşlarının işlevlerini en iyi şekilde yerine getirmesi ve toplumsal dönüşüme katkıda bulunması için zorunludur. Sivil toplum kuruluşlarının iç işleyişinde yapıcı bir muhalefetin teşvik edilmesi, yaratıcılığın, yenilikçiliğin teşvik edilmesi demektir. İlk ağızda ve kolaylıkla ulaşılan görüş birliğinden kuşku duymak gerekir. Çünkü üzerinde tartışılmayan kararlar “var olanı kabul etmek” demektir. Esas olan görüşlerin çeşitliliğinden doğacak yeni, yaratıcı çözümlerdir. Öte yandan muhalefetin açık yapılması, güven ilişkilerinin temelini oluşturur. Buna olanak tanımak, hatta özendirmek, çok ihtiyaç duyduğumuz şeffaflığın, İyi Yönetişim’in bu temel ilkesinin de önkoşullarından biridir.

Kısaca özel sektörde kuruluşların rekabet gücünü artırmak, kamu yönetiminin verimlilik düzeyini yükseltmek için nasıl Toplam Kalite Yönetimi’ne ihtiyaç varsa, işlevini yerine getirmesi için sivil toplumun da Toplam Kalite Yönetimi’ne aynı ölçüde ihtiyacı var.

Sivil toplum kuruluşlarının İyi Yönetişim ilkeleri doğrultusunda çalışmasına Türkiye’nin ihtiyacı var çünkü Türkiye’nin dünya sorunlarının çözümüne katkıda bulunması gerek. Ülkemizin dünyada kendisine etkin ve saygın bir yer edinmesi için yalnızca devletlerarası ilişkiler yeterli değil. Sivil toplumun etkinliğinin arttığı çağımızda, ticari, bilimsel, kültürel, sanatsal, düşünsel alanlarda toplumlararası ilişkiler büyük önem kazandı. Ülkelerarası iş konseyleri, bilimsel işbirlikleri diplomasinin bir parçası haline geldi. Başka bir deyişle uluslararası ilişkiler gittikçe daha çok “sivil”leşiyor, devlet-dışı, hükümet-dışı bir kimlik kazanıyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki resmi ilişkilerin gayriresmi bir yoldan yapıcı, olumlu bir mecraya girmesi buna en güzel örneği oluşturdu. Marmara Depremi’nin ardından diplomatları ve hükümetleri devre dışı bırakan iki ülke halkı Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilere, dolayısıyla bölgeye ve küresel ölçekte uluslararası ilişkilere yeni bir yön verdi.

Dolayısıyla KalDer olarak 10. Kongre’nin ana temasını Sivil Toplum Kuruluşları ve İyi Yönetişim olarak belirlememizin bireyselden ulusala, mutlu yurttaşlar hedefine ulaşmaktan, Türkiye’nin dünyada hak ettiği yeri almasına kadar böylesi çok boyutlu nedenleri var.

İyi Yönetişim’in toplumsal yaşamda dört düzeyde gerçekleşebileceğine inanıyorum. 1) Kamu düzeyinde 2) Özel Sektör düzeyinde 3) STK’lar düzeyinde 4) Kişisel düzeyde.

Kamu yönetimi düzeyinde İyi Yönetişim, devlet organlarının ve kamu hizmeti veren kuruluşların şeffaflığıyla başlar, hesap verebilirliğinden geçer ve verimlilikle sonuçlanır. Bugün toplum olarak acısını yaşadığımız hemen bütün sorunların, yolsuzlukların, verimsizliklerin, savurganlıkların panzehiri İyi Yönetişim ilkelerini yalnızca sözde değil, özde de benimsemek ve yaşama geçirmektir.

Sivil Toplum Kuruluşları böyle bir süreçte çok önemli bir rol üstlenebilirler. Devlet, her biri alanında uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği hem ulusal sorunlarımızı aşmamıza yardımcı olacak, hem de katılımcı demokrasiyi geliştirerek devlete duyulan “güveni” artıracaktır. M.E.B.’dan sonra şimdi de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Ulusal Kalite Hareketine katılması gibi Devlet-STK işbirliğinde öncü örneklerin bu süreci hızlandırmasını bekliyoruz.

İkinci olarak Özel Sektör düzeyinde İyi Yönetişim, iç içe geçmiş iki kanaldan gerçekleşebilir. Bir yandan kurumsal yönetişim uygular. Bu doğrultuda kendi yönetim yapılarında şeffaflığı, hesap verebilirliği, katılımcı yönetim tarzını, etkinliği ve verimliliği yaşama geçirir. Diğer yandan da toplumsal projelere kaynak ayırarak, yöneticilerinin ve çalışanlarının zamanlarının belirli bir bölümünü bu projelere, sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine ayırmaya teşvik eder. Bu konuda duyarlı şirketler tarafından kurulmakta olan “Özel Sektör Gönüllüler Derneği’nin” şirketlerin sosyal sorumluluklarını geliştirmelerine yardımcı olacak bir girişim olacağını umuyorum.

Üçüncü olarak Sivil Toplum Kuruluşlarının kendi içlerinde İyi Yönetişim’i esas almaları, Toplam Kalite Yönetimi ilkelerinin uygulanması, bu çerçevede etkin yönetimin yaşama geçirilmesi, yöneticilerin seçiminde belirli çevrelerin, hatır gönül ilişkilerinin rol oynamasındansa işinin ehlini seçme anlayışının egemen olması, genel anlamda toplumda İyi Yönetişim ilkelerinin yerleşmesinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Boğaziçi Üniversitesi’nin oluşturmakta olduğu “Sivil Toplum Örgütleri Yönetici Sertifika Programı”’nın ülkemizdeki STK’ların yönetim etkinliğini artırmaya yardımcı olacağını düşünüyorum.

Dördüncü olarak, İyi Yönetişim ilkelerinin yaşama geçmesinde kişiler önemli bir sorumluluk taşıyorlar. Kişisel düzeyde, her insan bir yandan tüketici, bir yandan yurttaş, bir yandan da toplumsal sorumluluğu olan bir bireydir. Bu sorumlulukları yerine getirirken şeffaflık, açıklık, hesap verebilirlik, katılımcılık, etkinlik gibi İyi Yönetişim ilkelerine sahip çıkarak sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere her kurumun gelişmesine ve toplumsal refahımızın artmasına katkıda bulunacaktır, çünkü bu şekilde kaynakların çok daha etkin kullanılmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla her birimiz, birer yurttaş olarak devletten, birer müşteri olarak şirketlerden ve birer birey olarak STK’lardan İyi Yönetişim’i talep etmeli ve kendimiz de bu ilkeleri yaşayarak çevrelerine umut veren birer örnek olmaya çalışmalıyız. Çözümün kendi içimizden başladığını unutmamalıyız.

Daha yüksek refah düzeyine sahip, yurttaşları daha mutlu, daha çok üreten ve uluslararası rekabet gücü yüksek bir ülke olmak istiyorsak, her dört düzeyde de İyi Yönetişim’i yaşama geçirmeliyiz.

KalDer bu nedenle Sivil Toplum Kuruluşları ve İyi Yönetişim’i onuncu kuruluş yıldönümüne denk gelen 10. Ulusal Kalite Kongresi’nin ana teması olarak seçti. Yine bu nedenle Sivil Toplum Kuruluşları’nı Ulusal Kalite Ödülleri kategorileri arasına dahil etti. Çünkü KalDer, kendisinin de içinde yer aldığı sivil toplum kuruluşlarının ülkemize, ülkemizin geleceğine, dünya ülkeleri arasında elde edeceği yeri ortaya koymayı hedefliyor. Kaynaklarını etkin kullanan, yüksek verimlilikle çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısının artmasına katkıda bulunmayı, İyi Yönetişim ilkelerini yaşama geçirmeye özendirmek istiyor.

Bu Kongre’mizi sınırlı kaynaklarla gerçekleştiriyoruz. Tüm sponsorlarımıza KalDer ve sizler adına teşekkür ediyorum. Bu yıl Kongre’de içerikten ödün vermeden, bütçemizi verimli kullanmaya gayret ettik. Senelerdir ülkemizde düzenlenen “En İyi Kongre” ödülünü alan Ulusal Kalite Kongresi’nin, bu yıl sizin nezdinizde “Kaynaklarını En Verimli Kullanan ve Değer Yaratan” bir kongre olmasını ve ülkemize yeni ufuklar açmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

“Siz benim için büyük bir kariyer idolu, bir mentor
ve Türkiye’nin yetiştirdiği önde gelen fikir adamlarından birisiniz. Sizinle çalıştığım dönem içerisinde Türk iş dünyasının her kesiminin
size nasıl hayranlık ve
saygı beslediğini görme şansım oldu. Sizden feyz alabilme ayrıcalığı için teşekkür ederim.”
Selman Ruso

Etkin Yönetim Kurulları
Koç Üniversitesi
Başka Türlüsü de Mümkün
Türkiye Özel Okullar Derneği 17. Geleneksel Eğitim Sempozyumu
Kamu Sektöründe İyi Yönetişim ve Katılımcı Demokrasi
Ankara
Sağlıkta İyi Yönetişim
Yaşam kalitesi için en önemli gereklilik sağlıktır.
Eşik Yakalandığında ABD’de Başarı Geliyor
PDF olarak indirmek için tıklayın.
Küreselleşmenin gelecekteki, ulusal ölçekte demografik, sosyal, ekonomik gelişmelere etkileri
PDF olarak indirmek için tıklayın.
Geleceğin Teminatı: Kurumsal Yönetişim
PDF olarak indirmek için tıklayın.
Capital Dergisi “TAİK Hakkında Dr. Yılmaz Argüdenle Röportaj”
Türk-ABD ilişkilerinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve...
Davranışlarıyla Avrupalı Olan Türklerin Sayısını Artırmak
AB denince akla ilk gelen Türkiye’nin AB’ye üye olup olamayacağı, üyelik için daha neler yapılması gerektiği,...
9. Ulusal Kalite Kongresi Açış Konuşması
9. Ulusal Kalite Kongresi’ne hoşgeldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kongre’miz 1997 yılından bu yana Avrupa’nın en...
2020 Yılında Dünya, Türkiye ve Rekabet Stratejileri
Geçmişi değiştiremeyiz, ama geleceği kazanabilir veya kaybedebiliriz. 2020 yılında daha güçlü bir Türkiye, refah düzeyi daha...
10. Ulusal Kalite Kongresi Açış Konuşması
Değerli Konuklar, Bugün Ulusal Kalite Kongremiz onuncu kez toplanıyor. Onuncu yıl bir kilometre taşı, durup ne...
KalDer’in 10. Yılı
Bundan on yıl önce bir grup gönüllü, öncü bir kuruluş olarak KalDer’i kurduğunda henüz Toplam Kalite...